Dar taş koridorda yavaş yavaş ilerliyor Harry. Duvarlar soğuktu ama bir ses duydu. Isırtıyordu. "Harry." adını fısıldıyan bir ses. Yaprak hışırtısı gibi bir ses. Duvara yaklaşdı ve avucunu duvara bastırdı. Sessizlik. Sonra tekrar. "Buraya gel, Harry." Ses onu daha ileri itti.
Harry palme duvara bastırdı. Taş buz gibi soğuktu. Kulaklarını dürttü. Ses tekrar geldi. "Harry!" Daha yakındı bu kez. Yaprağın hışırtısı gibi bir ses. Korktu mu? Hayır. Meraklıydı. Avucunu duvardan çekti ve parmaklarıyla duvardaki bir çentik buldu. Çentik sıcaktı. Ilıktı. Nefes alıyordu sanki.
Sesi takip etti Harry. Koridor daraldı, sonra aniden genişledi. Karşısında dev bir ayna göründü. Gümüş rengi parlıyordu. Çerçevesinde yıldızlar vardı, küçük ve gümüşi. Aynanın arkasına dolandı. Bir şey gördü. Sarı bir kağıt parçası. Kum saatin içinde sanki bekliyordu. Üfledi ve kağıdı çıkardı.
Kağıdı açtı Harry. Sarıydı, eskiydı. Köşeleri kıvrılmıştı. Üzerinde yazı vardı. Büyük harflerle: "HARRY". Mürekkep parlıyordu. Gümüşi, yıldız gibi. Sonra harfler hareket etti. Kıvrıldı, dönüştü, yeniden yazıldı. Yeni kelimeler belirdi. "Gel. Koridorun sonuna. Aynanın ardına bak." Harry'in nefesi düştü.
Kaleye koştu Harry. Üç odasına girdi. Ron ve Hermione yataklarındaydı. 'Uyanın!' diye fısıldadı. Kağıdı masaya bıraktı. Üçü birlikte eğildiler. Mürekkep daha da hareket etti. Harfler dans etti, döndü, bir haritaya dönüştü. Orman gösteriyordu haritada. Yasemin parmağını haritanın üzerine koydu. 'Burada, Yasemin.' Ron'un kaşları kalktı.
Harita derin ormanı gösteriyordu. Yasemin: 'Yasemin ormanı mu?' diye sordu. Harry: 'Evet. Aynada yazan yer burası.' Ron: 'Ama ormana gece mi gireceğiz?' Harry: 'Evet.' Yasemin haritayı okudu. 'Burada bir yol var. Koridorun sonuna, meşe ağacının dibine.' Ron: 'Hazırım.' Üçü birden kalktı ve kapıya yürüdüler.
Orman onları yuttu. Ağaçlar birbirine kavuşmuştu, dalları gökyüzünü kapatıyordu. Yol kayboldu. Roots yerde yılan gibi kıvrılıyordu. Harita titredi, mürekkebi parladı. Bir ağaç gösteriyordu. Dev bir meşe. Kökleri yeryüzünden fırlamıştı. Harry: 'İşte burası.' Yasemin: 'Ağaç konuşuyor mu?' diye fısıldadı. Harry: 'Bilmiyorum. Ama hissediyorum.'
Meşe ağacına yaklaştılar. Harry önüne geçti. Ağacın kabuğu sıcaktı. Nabız atıyordu. 'Durdun!' diye haykırdı Ron. 'Duymuyor musun?' diye sordu Yasemin. Ses geliyordu ağaçtan. Derinden, tok bir ses. Nefes alınıyor gibi. Harry avucunu kabuğa bastırdı. Sıcaklık arttı. Köklerin arasında bir şey parlıyordu. Altın gibi.
Köklerin arasında bir şey parladı. Harry eğildi. Bir anahtar gördü. Pirinçten yapılmıştı. Küçüktü, kuş şekliydi. Kanatları vardı. Parmağıyla dokundu. Click! Kanatlar açıldı. İçinden altın parçacıklar fırladı. Yuvarlandı, döndü, havada süzüldü. Bir harita oluştu. Ron: 'Bu ne?' diye haykırdı. Yasemin: 'Benim gördüğüm en güzel şey!'
Parçacıklar havada durdu. Bir harita oluşturdu. Küçük, canlı, dönen bir harita. Harry: 'Bu harita benden başka kimse okuyamaz.' Yasemin: 'Nereden biliyorsun?' Harry: 'Çünkü harita beni çağırıyor.' Ron: 'Kaleye mi dönüyoruz?' Harry: 'Hayır. Harita başka bir şey gösteriyor. Başka bir kapı. Başka bir sır.' Üçü haritaya baktılar.